LOADING...

En üste git

Şubat 2, 2025

KAPI EŞİĞİ / SELAHATTİN AVCI

Masa lambasının sarı ışığı. Vızıldayan kara sinek. Uykuya teslim olma der gibi vız vız vız. Elmayı yerken elimin tersiyle sineği kovalıyorum. Gitmiyor. Lambanın ışığını kapatıyorum, vızıltı kesiliyor. Işığı açtığımda vızıltı tekrar benimle. Deneme sınavının kitapçığını patlatıyorum sineğe. Sen istedin diyorum, sana bir fırsat verdim, çekip gitmedin.

Odamda,  sorularla tebelleşim. Hüseyin abi, KPSS deneme kitapçığının içinde. Daha doğrusu soruların içinden bana bakıyor. Gözlerini kısıp kaşlarını öfkeli büzerek:

“Ananı alacam, bana baba diyeceksin. “

”Yapma, etme Hüseyin abi, bu saatten sonra sana baba diyemem. Hem alıştım yokluğuna babamın.“

Arkamda bir gölgenin varlığını hissettim. Gözlerim yuvalarında kayıp.  Kötüye yormak istemiyordum. Bir kedi olabilir bir yerlerden gelip girmiştir ama bir miyavlama duyardım. Duymadım. Dışarıdan yansıyan ağacın gölgesi olabilir. Dışarısı zifiri. Zerre ışık yok.  Düşündüklerimin olmama ihtimali korkumu kat be kat arttırdı. Ne gölge ne kedi.  Şimdi de kotumun cebine atıp birazını yiyip bıraktığım tuzlu kabak çekirdekleri aklımda. Kabak çekirdeklerinin içini yedikten sonra kabuklarındaki tuzu emdiğimi de hatırlıyorum. Sırtıma çöreklenmiş ağırlıkla ne saçma sapan şeyler aklıma geliyor.

Zırr

Kapının dürbününden bakıyorum. Kapıda kocaman aslan, yeleleri rüzgârda püfür püfür sallanıyor. Elinde bir ekmek, hadisene birader aç şu kapıyı, diyor. Açıyorum. Peş peşe dizilmiş bir kuyruk bir hışımla kuyruğun sonuna doğru koşuyorum, Hüseyin abi sonda. Bütün kahve efradı kapımıza dizilmiş. Sokakta bir  “ U” çiziyorum. Binlik pazıl. Sanki nasibime de bunları birleştirmek düşüyor.  Hüseyin abi, aslan, kahve sakinleri. Çekilin çekilin diyerek evin de pazılın da ortasına iyicene yerleşiyor Hüseyin abi. Yılların kahvecisi ne de olsa hayatın imbiğinden geçmiş adam. Pandemi yasaklarında bana mısın  demedi, kahvesini hayalet gibi açtı-gelen müşteriler nasıl tembihlenmişse artık- ayak ucunda kahvenin etrafında gezinen insanlar peyda oldu. Hüseyin abi de ayak ucunda bizim eve hayalet gibi sızdı. Tedirginliklerimi başımdan savayım dedikçe en olmayacaklar, aklıma aklıma sokuluyor.

Zırr

Kapıyı açıyorum, annemle Hüseyin abi. Annemin üzerinde beyaz elbise üzeri siyah puantiyeli. Babandan göremediğim hayrı bu kez görürüm der gibi gözümün içine bakıyor. Annemin neşesi hiç bitmez. Kahkahayı attığında konu komşu azıcık gelelim de bize de bulaşsın der. Gülerken elini ağzına götürüp “alın anam alın” güvercinlere yem atar gibi gülücük atar. Altmışına merdiven dayamış annemin neşesi Hüseyin abiye de mi bulaşmış, gülücüğünü mü kapıvermişti? Olamaz olamaz.

Zırr

Kapıyı açıyorum. Karşı komşumuz Safiye teyze. Öncesinde yemek verdiğimiz tabağa el açması börek koymuş. Sabah kahvaltısında yersiniz diyerek içeriyi göz ucuyla kolaçan ediyor. Annemin içeriden sesi geliyor. Gel gel, birlikte kahvaltı yapalım diyerek yanımıza kadar geliyor annem. Israrla içeriye buyur ediyor Safiye teyzeyi. Girmiyor. Kapı önünde muhabbete dalıyorlar. Önceki ziller de neydi? Elimdeki tabakta içimdeki sular duruluyor. Tabağı mutfağa bırakırken böreğin köşesinden küçük bir ısırık alıyorum. Hüseyin abi, kahve efradı, aslan hepsi puf.

Babamdan sonrasına, annemin yemin ettiğini hatırlıyorum. Yediğim elmanın çöpü duruyor. Karasinek masamın hemen altında sırtüstü.  Kanadından tutup camdan dışarı yolluyorum. Yere düşüşünü izleyeyim istiyorum ama göremem ki. Kapıda annemle Safiye teyzenin sesleri geliyor, gülüşerek muhabbete devam ediyorlar.

 

Loading

Sosyal Ağlarda Paylaş:
Önceki Yazı

KUSMA / DEMET EŞMEKAYA SELÇUK

Sonraki Yazı

GÜZ KİMİ SEVER? / A.İBRAHİM

post-bars

Bir Yorum Yapın